Rüzgarın Hatıraları yayında!

MAGAZİN

Rüzgarın Hatıraları filmi hakkında gelen yeni görüşler ve bilgiler daha aktif bir şaşırtıcı sistem sundu, Rüzgarın Hatıraları nedir ve hangi festivalde yapılmıştır?

Özcan Alper’in üçüncü uzun metrajı “Rüzgarın Hatıraları”, şüphesiz festivalin en çok merak edilen filmiydi. “Sonbahar” (2008) ve “Gelecek Uzun Sürer” (2011) ile bir sinema dilinin sözünü veren yönetmen bu kez de boş durmuyor. Şiirsel karelerle, büyüleyici sinematografik anlarla siyasi arka planı iç içe geçiriyor. Filmde 1940’ların başında Türkiye’den kaçmak zorunda kalan Ermeni bir ressam-şair Aram’a yaşatılan zulüm bir ‘yaşam mücadelesi’ eşliğinde gözler önüne seriliyor. 121 dakika boyunca biyografik öğelerden de beslenen kurmaca bir dönem filmi izliyoruz.

GÖRÜNTÜ YÖNETMENİNİ DEĞİŞTİRMİŞ

Yönetmen, sinemasına ivme kazandıran görüntü yönetmenini değiştirmiş. Aslında Feza Çaldıran onun görüntülerine ‘Tarkovsky’ süsü vermekte çok başarılıydı. “Sonbahar”da açlık grevlerinin yarattığı psikolojiyi etkili ve natüralist karelerle anlatmıştı. Ardından “Gelecek Uzun Sürer”de imgesel anlatıya, sembollerle ve kamera kaydırmalarıyla müthiş bir katkı vermişti. Zaman geçtikçe Alper’in diyaloglarla ve oyuncularla ilişkisi ne kadar didaktik hale geliyorsa görsel dili de bir o kadar olgunlaşmaya başlıyordu.

Ama yarı yolda at değiştirmek iyi olmamış. Andreas Sinanos, elbette Angelopoulos’la çalışmış bir görüntü yönetmeni. Kariyer olarak kimsenin itiraz edebileceği biri değil. Fakat “Ben O Değilim”de (2014) beklenen etkiyi yaratmamıştı. “Rüzgarın Hatıraları”nda aslında resim estetiği, hatıralar ve sisle doldurulmuş çerçeveler öne çıkıyor.

TARKOSKY VE ANGELOPOULOS’UN İZDÜŞÜMLERİ

Sinanos’un da katkısıyla Angelopoulos’un yol motifine yaklaşımı devreye girerken, Tarkovsky’nin “Andrei Rublev”i (“Andrey Rublyov”, 1966) ya da “Nostalghia”sı (1983) da esin kaynakları arasında sayılabilir. Aram karakterinin zorunlu sürgünü bu arka planla, dil eylemiyle ayağa kaldırılmaya çalışılıyor. Ama sözgelimi Fatih Akın’ın “Kesik”i (“The Cut” , 2014) kadar tutarlı duramıyor. Görüntüler ile müziğin bir bilinç akışı sağladığı noktada, aslında atmosfer bizi vuruyor.

Ama yönetmen ne zaman bilinçaltının dışına çıksa tökezliyor. Bu problem gittikçe adedi ve süresi daha da artan diyaloglu sahnelerle öne çıkmaya başlıyor. “Rüzgarın Hatıraları”, ilk 30 dakikasındaki ‘camp sahne dekoru’yla bir TV dizisi gibi başlıyor. Bu plastik dokudan ayrı düşünülmesi kolay olmuyor. Zaten devamında da Hopa’da eskitilmemiş tertemiz kostümler ve tuhaf makyajlarla dönemin dokusunun yakalanması engelleniyor. Türk askerlerinin kıyafetleri ise ‘Kurtuluş’ dizisinden bile daha özensiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak .

*