Toplum Çalışmaları Enstitüsü, gelecek 5 yıl için uyarıyor: Türkiye’de düşen doğurganlık hızının nedeni kültürel tercihler değil, çocuk sahibi olmanın ekonomik ve mesleki risklerinin yönetilememesi.
Ankara merkezli düşünce kuruluşu Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün yayımladığı “Demografik Krizi Bakım ve İstihdam Ekseninde Yeniden Düşünmek: Türkiye İçin Bir Güvence Çerçevesi” başlıklı araştırma notunda, Türkiye’de toplam doğurganlık hızının son 10 yılda ciddi bir gerileme gösterdiği belirtildi. Rapora göre, çocuk sahibi olma kararı bireysel arzudan çok ekonomik ve mesleki risklerle bağlantılı.
Kadın İstihdamı ve Doğurganlık Arasındaki Uyum Sorunu
Raporda, kadın istihdamındaki artışın doğurganlığı otomatik olarak yükseltmediğine dikkat çekildi. 2014–2024 döneminde toplam doğurganlık hızı 2,19’dan 1,48’e düşerken, kadın istihdam oranı yüzde 33 seviyesinden yüzde 42’ye çıktı. Türkiye’de kadınların yüzde 42,9’u ev işleri ve bakım sorumlulukları nedeniyle işgücüne dahil değil.
Enstitü, özellikle ikinci çocuğa geçişte kırılma yaşandığını, ilk doğum sonrası istihdamdan kopuşun ikinci çocuk kararını etkilediğini vurguladı. Kamu sektöründe çalışan kadınların ikinci doğuma geçiş olasılığı özel sektöre kıyasla daha yüksek bulunurken, istihdam güvencesinin doğurganlık kararlarında belirleyici olduğu kaydedildi.
“Güvence Eksikliği” Krizin Temel Nedeni
Araştırmada, sorun “çocuk yapmayı teşvik etmek” değil, kadınların çocuk sahibi olduklarında çalışma hayatında karşılaşacakları risklerden korunması olarak tanımlandı. Raporda önerilen “istihdam tamponu” ve “güvence mimarisi” modeli ile bu risklerin bir kısmının kamusal araçlarla yönetilmesi hedefleniyor.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün öngörüsüne göre, 2025 yılı toplam doğurganlık hızı 1,40 seviyesinde olacak ve mevcut eğilim sürerse önümüzdeki 5 yıl içinde bu oran 1,30’un altına düşebilir. Raporda, çözümün risk paylaşımına dayalı kurumsal güvence mekanizmalarında aranması gerektiği vurgulandı.
Ekonomik ve Toplumsal Yansımalar
Araştırma, Türkiye’nin demografik sorununu yalnızca düşen doğum sayılarıyla değil; kadın istihdamı, bakım rejimi, gelir güvencesi ve yaşam döngüsü riskleri arasındaki yapısal uyumsuzluğun bir sonucu olarak değerlendiriyor. Uzmanlar, kadınların iş güvencesi ve sosyal destek mekanizmaları ile güçlendirilmesi durumunda doğurganlık hızında istikrar sağlanabileceğine dikkat çekiyor.
















